Ülkemizde son zamanlardaki olayları yan yana getirmeye çalışalım, 7 Şubat Hakan Fidan’ın Savcılığa çağrılması ( Amaç tutuklamak Hakan ...
7 Şubat Hakan Fidan’ın Savcılığa çağrılması ( Amaç
tutuklamak Hakan Fidan üzerinden Başbakanı iktidardan indirme hareketi.)
Ocak 2013’te Barış ve Kardeşlik projesi kapsamında
başlatılan çözüm süreci,
27 Mayıs 2013’te Taksim Gezi parkı olayları ( ağaçların
kesilmesi bahanesiyle yapılan olaylar )
17 Aralık 2013’te rüşvet ve yolsuzluk kamuflajıyla yapılan
mini darbe operasyonlarının sırrını çözmek için geçmişe bir göz atmakta fayda
var.
Sayın Adnan Menderes’i idama götüren sürece bakmamız yeter.
1950 yılında iktidara gelen Menderes hükümeti ( DP iktidarı
) ülkede hızla reformlar yaparak başta ekonomi ve demokratikleşme adımlarıyla
ülkeyi ayağa kaldırmıştı, bununla beraber dış politikada ivme kazanmıştı.
Menderes, aynı Erdoğan gibi yerinde durmayan bir başbakan,
Devamlı yurtdışı seyahatlere çıkıyor, önemli anlaşmalar
yapıyordu.
Başbakan Menderes, Türkiye'nin eksiklerini birinci elden
tespit edip, çözüm yolları arıyordu.
Bunu bir örnekle açıklamakta fayda var.
Ülkenin bir tarım ülkesi olduğunu, ürünün bol olduğunu
fakat ülkenin bu ürünleri işleyecek sanayi alt yapısı ve tarımda sanayileşmeyi
gerçekleştirecek teknoloji ve sermayenin yeterli olmadığını tespitinden sonra
çalışmalara hız veriyor.
İlk önce 1959 yılında Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri
Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan Amerika'ya gidiyor.
ABD başkanı ile görüşmelerinde ABD’den 300 milyon Dolar kredi talep ediyor sanayileşme altyapısı için.
ABD başkanı ise şu cevabı veriyor; Türkiye NATO ittifakı
içinde bir tarım ülkesidir. Bunu yapamazsınız diyor ve kredi talebi ret
ediliyor.
Açıkça bizim istediğimiz gibi yaşarsınız, biz ne dersek o
olur, halkın sizi iktidar yapması önemli değil diyebiliyorlar.
Bugün ise Çin ile yapılan füze anlaşmasını örnek göstere
biliriz. NATO’ya bağlısınız başka ülkelerden alamazsınız diyebiliyorlar çok
rahatlıkla.
İşte 27 Mayıs 1960’ı başlatan süreç de, Menderes
hükümetinin ülkeyi kendi ayakları üzerine inşa etmek istemeleri ve bunu yapmak
için parayı bulma girişimleriyle başlıyor.
Sanayileşme altyapısı için ihtiyaç duyulan sermayeyi ABD
vermeyince Menderes hükümeti yönünü Rusya'ya çeviriyor.
1960 Ocak ayında Türkiye'den bir heyet Moskova'ya gidiyor
ve görüşmeler olumlu sonuçlanıyor.
Adnan Menderes, Moskova'ya gideceğini Nisan ayında
açıklıyor.
Bugün ise Başbakan Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanına
Şanghay beşlisine katılma isteğini belirtmesi.
Menderes tek parti dönemi olan CHP zamanında Türkçe
okutulan ezanı tekrar Arapçaya çeviriyor, yasaklanan Kuran kurslarını
serbestleştiriyor.
Dış politikada ise,
1952 yılında NATO ile üyelik anlaşması imzalanıyor.
ABD, Rusya, Avrupa’dan Hindistan’a kadar ilişkiler
geliştiriliyor, bugün olduğu gibi.
CHP’nin iktidar olduğu tek parti döneminde içine kapanan
dışarıya açılamayan Ankara hükümeti DP iktidarı döneminde başta ABD başkanı
olmak üzere birçok ülke lideri ülkeyi ziyaret etmişlerdi.
İkinci Dünya Savaşı'na kadar Irak petrollerinden pay
alıyordu Türkiye.
Irak’la yapılan Bağdat paktı anlaşmasıyla ülkenin ekonomik
ve enerji sorununu çözmeye çalıştı, bugün olduğu gibi.
Türkiye bölgesel bir güç olacak.
Bağdat Paktı anlaşmasından bir süre sonra 1958'de Irak'ta çok
kanlı bir darbe ile iktidar el değiştirince Irak ve Türkiye ilişkileri de
kesiliyor.
1959 yılında Kıbrıs
görüşmeleri için İngiltere'ye giden Adnan Menderes ve arkadaşlarını taşıyan
uçak inişe geçtiği sırada 'teknik bir arıza' sonucu düşüyor.
21 kişilik yolcu ve mürettebattan oluşan Türk heyetinden
yedi kişi kurtuluyor.
Kazadan sağ kurtulanlardan biri de Menderes.
İbret almak için tarihi hafızamızı sürekli tazelemek
gerekiyor.
Geçmişten ibret alınsaydı tarih tekerrür etmezdi diyor
şairimiz Mehmet Akif Ersoy.
27 Mayıs'ta darbe gerçekleşiyor.
27 Mayıs darbesini yapanlar, sürekli NATO'ya bağlı
olduklarını tekrarlıyorlardı.
1960 askeri darbesini yapanlar Demokrat Parti'yi neyle
suçlamışlardı:
Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
Afganistan Kralı tarafından hediye edilen bir Afgan tazısını
hayvanat bahçesine satmak, bunun adını köpek davası koydular.
Gayrimeşru çocuğunu öldürmeye azmettirmek.
Bir Alman hizmetçiye döviz tahsis etmek,
Medyaya Menderes'in kasasında kadın iç çamaşırı
bulduklarını iddia ettiler.
Demokrat Parti ve temsilcinin isimleriyle birlikte bebek,
köpek davası deyip yolsuzluk, devleti soymak, ahlaksızlık gibi kavramları
kullanarak zihin operasyonu yaptılar.
17 Aralık’ta yolsuzluk ve rüşvet adı altında operasyonlar
yapıldı amaç algı oluşturup Ülkeye karşı açılan ekonomik ve finans savaşını
arka plana atmaktı.
Rusya ile ilişkileri başlatan 3 kişi; Başbakan Adnan
Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan,
sudan gerekçeler öne sürülerek idam edildiler.
Onlar astı, halk kahraman yapıp anıtını dikti
İdam kararı verenler, Menderes'ten o kadar nefret ediyordu
ki, idamdan sonra Menderes'in evine gidilerek evin kapısına idam hükmünün bir
suretini astılar ve idam edildiği gün yapılan bütün giderlerin parasını eşi
Bayan Menderes'ten aldılar.
1950-1960 arasındaki
Bağdat Paktı ve Rusya'ya dönük politikanın oluşturduğu bu tablo Ortadoğu'da
batıyla farklılaşan politikanın ardından Rusya ile Şanghay beşlisine bizi de
alın teklifi ile netleşen ve Gezi olaylarıyla başlayan yolsuzluk olayı ile
savaşın alenileştiği 2013 yılındaki resmi üst üste koyarsak.
Dış güçler, iç güçler ve nefret aynı, sadece şahıslar
farklı.
Amaç büyüyen, gelişen, kendi başına karar veren bir Türkiye
istenmediğidir.
Oyun büyük, bu gerçekleri görüp uyanmak lazım.
Günün sözü: Mahalledeki tüm
köpeklerin aynı anda havlaması asla tesadüf değildir. ( Çin atasözü )
Kalın sağlıcakla

COMMENTS